İslam İktisadı Çalışmalarında Yöntem Üzerine Bazı Mülahazalar

Günümüzde İslam iktisadı ve finansından bahseden hemen her araştırmacı, daha çok Kur’an’a bazen de sünnete referansta bulunmaktadır. Bu tür bir yaklaşım, içinde yaşadığımız çağa hâkim olan söylem dikkate alınarak değerlendirildiğinde ilk bakışta doğru gözükmekle beraber, teferruata inildiğinde önemli sorunlar barındırmaktadır. Bu çalışmada ilk olarak kısaca bu sorunlara işaret edildikten sonra İslam iktisadının nasıl ele alınacağına dair bazı hususlar üzerinde durulacaktır. Bunu yaparken, Tahsin Görgün’ün Kur’an’ın ve sünnetin mahiyetine ve anlamına dair yaklaşımı (bkz. Görgün, 2013) çalışmanın teorik çerçevesine zemin teşkil edecek ve İslam iktisadı bu yaklaşım üzerinden değerlendirilecektir.
Söz konusu edilen mesele İslam iktisadı olduğundan, daha önce uygulanmış ve belirli bir başarı kazanmış bir sistemden bahsedildiği; bu sistemin beslendiği kaynakların eskiden mevcut olduğu ve aynı şekilde günümüzde de mevcudiyetlerini sürdürdükleri açıktır. Bu durum Kur’an ve sünnetin klasik dönemde kaynaklık değeri ile günümüzde bunlara yüklenen anlam hakkında bazı soruların sorulmasını gerektirmektedir. Yani İslam iktisadının üzerinde inşa edildiği kurucu değerler madem bu iki kaynaktır ve bunlar hâlihazırda da mevcuttur, neden günümüzde İslam ekonomisine dair teorik bir çerçeve ortaya konulamamakta veya konmaya çalışıldığında belirli bir başarı elde edilememektedir? Bu ve yukarıdaki soruların cevabı Kur’an’ın ve sünnetin günümüz İslam iktisatçıları için bilgi kaynağı olmanın ötesinde bir anlam ifade etmemesinde aranmalıdır. Daha açık bir ifadeyle, Kur’an ve sünnet, günümüz İslam iktisadı çalışmalarında birer nesne olarak görülmekte ve kurucu rolleri dikkate alınmadan birer kaynak olarak kendilerine müracaat edilmektedir. Bu durumda İslam toplumunun kurucu unsurları olan bu iki kaynak İslam iktisadına dair araştırmalarda nesneleştirildiklerinden, söz konusu çalışmalarda isabetli sonuçlar elde etme olasılığı da bu oranda azalmaktadır.
Aynı durum mal, fayda, tüketim, kazanç, emek gibi kavramlar için de söz konusudur. Hâlbuki bu kavramların Kur’an’dan ve sünnetten anlamlarını tespit etmek her şeyden önce bunların içerisinde gerçekleştikleri sosyal gerçekliği belirlemeye bağlıdır. Bu da ancak Kur’an’a ve sünnete yüklenen anlamın bunların bilgi kaynağı olmalarının ötesinde farklı bir mahiyete sahip olduklarını tespit etmeye bağlıdır.
Bu aynı zamanda günümüz İslam iktisadı ile ilgili çalışmalara zemin teşkil eden kavramların tamamı için söz konusu edilecek bir problemdir. Her ne kadar bazı araştırmalarda günümüz ekonomilerinde mevcut olan kavramların benzerlerinin Kur’an ve sünnette de bulunması sebebiyle bunların lugavi anlamlarına dair bazı tespitler yapılsa da şer‘i ve örfi hakikatlerinin ortaya konduğunu söylemek oldukça güçtür. Çünkü bunların belirlenebilmesi, öncelikli olarak bu tür kavramların içinde doğduğu sosyal gerçekliğin bulunması ile yakından alakalıdır. Çok nadir olmakla birlikte günümüz İslam iktisadına dair çalışmaların bir kısmının şer‘i hakikati tespit etmeye çalıştığını söylemek mümkün olmakla beraber örfi hakikatten oldukça uzak olunması sebebiyle İslam iktisadına dair temel kavramların anlamlarının yerli yerince ortaya konulamadığı görülür. Sonuç olarak günümüzde yapılan, Kur’an’dan ve sünnetten hareketle mevcut iktisadi sistemin sunduğu kavramları ve meseleleri incelemekten ziyade, var olan iktisadi sistemin dayattığı kavramların ve sorunların Kur’an’da aranarak bulunması şeklindedir.
Kur’an’ın ve sünnetin İslam toplumu ve ilimleri açısından konumunu bu şekilde tespit ettikten sonra bir ilim olarak iktisat için nasıl bir yöntem takip edileceği meselesine gelmiş bulunuyoruz. Burada öncelikli olarak İslam toplumunda ilimlerin ne tür bir anlama sahip olduğu; iktisat ilminin diğer ilimlerle ilişkisi ve kendi başına ne anlam ifade ettiği üzerinde durmak uygun olacaktır. Dil ilimlerinden hadise, tarihten tefsire, fıkıhtan akaide tarih içerisinde ortaya çıkmış değişik ilim dallarının, İslam toplumunun varlığını sürdürmekte müracaat ettikleri yöntemler olduğunu söylemek mümkündür (Görgün, 2013: 228). İktisat da İslam toplumunun karşılaştığı ekonomik meseleleri halletmek için müracaat edilen ve yukarıda çerçevesi çizilen yöntem dâhilinde sorunları çözmeye çalışan bir ilimdir. Bu nedenle diğer ilimler gibi bir hüviyete sahiptir. Böyle olunca, iktisat ilmi de diğerlerinde olduğu gibi belirli öncülleri olan (bu öncüller İslam toplumunun sünnete tabi olmasıyla ortaya çıkan ilkelerdir) bir ilim olarak karşımıza çıkar. Bu nedenle, İslam medeniyetine özgün yönleri olan bir iktisat düşüncesinden bahsetmek mümkündür. Ancak bu, her şeyi ile farklı olan bir ilim anlamına gelmediği gibi özgünlüğü sünnete ittiba ve başka sistemlerden farklı olan özelliklerinde yatan bir disiplini ifade etmektedir.
Günümüzde İslam iktisadı ve finansı ile ilgili çalışmalarda üzerinde en çok durulan veya sıklıkla dile getirilen kavramların başında makâsıd ve maslahat gibi fıkıhtan ödünç alınmış kavramlar gelmektedir. Söz konusu çalışmaların kahir ekseriyetinde bu kavramların yerli yerinde kullanıldığını söylemek mümkün olmadığı gibi bunlara yüklenen anlamlar sonucunda varılan neticelerin de isabetsiz olduğunu ifade etmek gerekir. Klasik dönem ile mukayese edildiğinde, günümüzde bu kavramların daha fazla kullanılmasının temelinde, İslam medeniyetinin ortaya koyduğu teorik ve ameli bir sistemin parçası olan İslam iktisadının zorunlu olarak bağlı olması gereken kökleri ile alakasının rahat bir şekilde koparılmasına zemin hazırlamalarıdır. Başka bir ifadeyle modern dönemde üzerinde çokça durulan bu tür kavramlar, iktisat ilmiyle ilgilenen uzmanların klasik dönemde ortaya konmuş metotlara bağlı kalmadan serbest bir şekilde fikir yürütmelerine olanak sağlamaktadır. Özellikle bu kavramların fıkıh usûlü ilminde sahip oldukları anlamın mahiyetiyle ilgili bir fikri olmayan ve daha çok ikincil kaynaklardan edinilen bilgilerden hareketle bunları kullanan araştırmacıların neredeyse tamamının düştüğü bir hatadır bu.
Gazzâlî’nin de işaret ettiği üzere, maslahatın insanlardan bir kötülüğü kaldırıp bir menfaat elde etmelerini sağlayacak bir kavram olarak kullanılması, olsa olsa sözlük anlamı olup, dinî ilimler söz konusu olduğunda referans alınacak bir çerçeve sunmamaktadır. Bu nedenle, fıkıh ilminde maslahattan bahsedilirken bu anlam kastedilmez. Aşağıda açıklanacağı üzere, fıkhın bir alt dalı olan iktisat ilminde maslahattan bahsedilecekse sözlük anlamından hareketle bir maslahat tanımı yapılmamalı, klasik teorinin çizmiş olduğu çerçeveye bağlı kalınmalıdır. Aksi takdirde yanlış bir öncülden hareket edileceği için ulaşılacak netice de yanlış olacaktır. Yukarıda da ifade edildiği üzere kavramların sahip olduğu şer‘i ve örfi anlamlar esas alınmadan sadece lugavi anlamlardan hareketle bazı meselelerin ele alınması, İslam düşüncesinde ve buna bağlı olarak değişik disiplinlerde önemli problemlerin doğmasına yol açmaktadır. Bu durum, günümüz İslam iktisadı ve finans çalışmalarının büyük bir kısmının karşı karşıya bulunduğu önemli sorunlardan biridir.
Peki, bu nasıl mümkün olacaktır? Bu sorunun cevaplanması, İslam iktisadının İslam dünyasının sömürgeleştirildiği döneme kadar oynadığı rolün tespit edilmesine bağlıdır. Başka bir ifadeyle, İslam dünyası Batı’nın hegemonik istilasına uğrayıncaya kadar kendi iktisadi sistemini kurmuş ve bu iktisadi sistem dünyanın en önemli iktisadi faaliyetlerinin olduğu bir bölgede başarı ile uygulanmıştır. Bu durum bize İslam iktisadının uygulanabilmesinin veya ileri sürdüğü iktisadi ilkelerin uygulanmasının muhal olmadığını, aksine mümkün olduğunu ve bu mümkün olanın tarihte önemli bir başarı kaydettiğini göstermektedir. Dolayısıyla, günümüzde İslam iktisadından ve finansından bahsedenlerin, maslahat ve makâsıd gibi kavramlardan ziyade, ekonomik bir sistem olarak tarihte uygulanmış ve önemli başarılar elde etmiş olan İslam iktisadının sahip olduğu dinamikleri/ilkeleri tespit etmeleri ve bunlardan hareketle teoriler geliştirmeleri gerekmektedir. Bunun dışındaki yaklaşımların başarılı olma ihtimali yoktur.
İslam ilim geleneğinde maliye, vergi ve iktisat ile ilgili müstakil çalışmalar kaleme alınmakla beraber, özellikle iktisadın ilgilendiği mevzular büyük oranda fıkıh ilmi içerisinde ele alınmaktaydı. Fıkıh ilmi, sahip olduğu özellikler itibarıyla Müslümanlara ait bir ilimdir ve iktisadın İslam toplumunda başarılı bir şekilde uygulanmasının önemli saiklerindendir. Dolayısıyla günümüzde her ne kadar İslam iktisadı çalışan bazı araştırmacılar fıkhi bakış açısını eleştirseler de İslam iktisadının bir disiplin olarak ele alınacağı teorik çerçeve fıkıh olmaksızın mümkün değildir. Başka bir ifadeyle, günümüzde tarihte başarılı bir şekilde uygulanmış olan İslam iktisadının yeniden ele alınması ve bir sistem olarak uygulanması ancak fıkıh ilminin sunmuş olduğu teorik çerçevenin imkânlarından yararlanılmasına bağlıdır. Ancak bu tek başına yeterli değildir: Bu teorik çerçeveyi müşahhas hâle getirecek tarihsel uygulamalar da İslam iktisadı çalışmalarına büyük oranda yol gösterecektir. Netice olarak İslam iktisadının bir disiplin olarak içinde geliştiği ve referans çerçevesini bulduğu fıkıh kaynaklarındaki yaklaşımın öncelikli olarak doğru tespit edilmesi, ardından tarihsel tecrübenin dikkate alınması gerekir. Özellikle günümüzde yapılan İslam iktisadı çalışmalarında ihmal edilen tarihî tecrübe, bize bugün başarılı olmak için önemli ipuçları verecektir.
* Bu yazı daha önce Islam Iktisadını Yeniden Düşünmek kitabında yayımlanmıştır.