İçeriğe geç

İSLAM iKTİSADINI YENİDEN DÜŞÜNMEK

Taha Eğri2 Mart 2013
İSLAM iKTİSADINI YENİDEN DÜŞÜNMEK görseli

Yarım yüzyıldan daha uzun bir süredir devam eden “İslam iktisadı” çalışmaları son dönemde hızını artırarak devam etmektedir. Bu alanda yapılan konferans, seminer ve atölye gibi bilimsel faaliyetlerin sayısı çoğalmakta; akademik dergi, telif eser şeklinde yayın faaliyetleri çeşitlenmekte, İslam iktisadı ve finansı alanında dünyanın farklı üniversitelerinde yüksek lisans ve doktora programları açılmaktadır. Elinizde tuttuğunuz bu kitap da bu çalışmalardan bir tanesinin ürünü olarak ortaya çıkmıştır.


İslam iktisadı düşüncesinin temelleri, 1970’lerde bu alanda yoğun, özverili ve idealist bir şekilde çalışan Müslüman âlimler tarafından atılmış ve sömürge sonrası Müslümanların kendi inanç sistemine uygun yeni bir sistem oluşturma gayretiyle çalışmalar yapılmıştır. Bu dönemde ortaya konan ilmî çaba, İslam iktisadı alanının kurucu, teorik ve ideolojik tarafları ile ön plana çıkmaktadırlar. İslam iktisadı alanının kavramsal tanımını ve içeriğini oluşturan bu çalışmalar, alanın çerçevesini ve alt başlıklarını belirlemesi açısından temel ve öncül araştırmalar olmuşlardır. Ancak ilk dönemdeki teorik ve ideolojik gayretlerin aksine, 1990’lı yıllara gelindiğinde, akademik alanda yapılan çalışmaların İslam iktisadı düşüncesinin kavramsal ve sistematik tartışmalarından daha çok bankacılık alanında yapıldığı görülmektedir. Bu yıllarda ilmî çalışmalar ile paralel olarak faizsiz bankacılık da yükselişe geçmektedir. Müslüman nüfusun yoğun olduğu ülkelerdeki hızlı büyüme ve petrol üreticisi İslam devletlerinin ellerinde biriken dolar rezervleri, ister istemez finansal konuların incelenmesine yönelik ihtiyacı giderek artmıştır. Bu devletlerin, ellerinde bulundurdukları sermaye birikimini hangi şekilde kullanabilecekleri sorusu ve altyapı gibi yüksek sabit maliyetli yatırımların finansmanı için gerekli fon arayışları, temelleri 1970’li yıllarda atılan faizsiz bankacılığa olan ilginin artmasına yol açmıştır. Kuşkusuz bu durum, alanda çalışan araştırmacılar için açık ve anlaşılır şekilde görülmektedir.


Hızla gelişen ekonomiler ile birlikte hem bireyler hem de devletler bazında ortaya çıkan yeni arayışlar faizsiz bankacılık veya İslami finans çalışmalarına ilgiyi artırmıştır. Özellikle, ikinci nesil İslam iktisatçıları ve yeni yetişen araştırmacıların temel gündemini bu artan talebin karşılanması oluşturmaktadır. İslam iktisadı, hâkim iktisadi anlayışa alternatif olma düşüncesi ile ortaya çıkmış, ancak gelinen noktada faizsiz bankacılık ve “İslami finans” çalışmaları ile alan mevcut finansal talebin karşılanması için alternatif çözüm arayışı şeklinde sınırlandırılmıştır. Kuşkusuz, makro düzeyde gelişmekte olan ülkelerin büyüme ve kalkınma beklentileri ve mikro düzeyde küçük girişimcilerin faaliyet gösterebilmek için gerekli olan sermaye ihtiyaçları, kuşkusuz finansal sistemin sağlıklı bir şekilde yürütülmesi ile ilgilidir. Faizsiz bankacılık faaliyetleri de Müslümanların bu tür ekonomik ihtiyaçları için sektörde yerini almıştır. Fakat diğer taraftan külli bir sistem arayışı içerisinde olması gereken İslam iktisadı çalışmalarının bankacılığa hapsedilmesi uzun dönemde İslam dünyasının yararına olmayacaktır.


Kapitalist sistemin sürekliliğini sağlayan ve Müslümanları bu sisteme entegre eden bu tür araçlar ilerleyen dönemler için tehlikeler barındırmaktadır. Finansın İslam iktisadı ile özdeşleştirilmesi ve sadece faizsiz işlem talebine indirgenmesi Müslüman fertlerin zihninde ana akım iktisadın diğer temel postulalarının yerleşmesine neden olmaktadır. Tüketim alışkanlığı, rasyonalite veya kâr güdüsü gibi modern mikro iktisadın temel varsayımları zihinlerde normalleşmektedir. Modern finansal mühendislik çalışmalarının İslam iktisadı araştırmalarında yer edinmesi bankacılık sektörünün hızlı bir şekilde büyümesine yol açmıştır. Unutulmamalıdır ki bankacılık faaliyetleri sosyal amaçlı değil kâr amaçlıdır (Islahi, 2013). Bu amaç da İslami bankacılık faaliyetleri içerisinde kendisini göstermektedir. İslami bankacılığın ilk öncülü sayılabilecek İslam Kalkınma Bankası İslam devletlerinin kalkınması amacı ile kurulmuş olsa da gelinen noktada istenilen sonuç elde edilememiştir. İslami bankaların faaliyetlerinin ticari amaçlara yönelmesi, ahlâki bir iktisadi sistemin gerekliliklerini yerine getirmemeleri ve kalkınma amacından sapması konularında eleştiriler de çoğalmıştır (Asutay, 2007). Ancak, ontolojik olarak en başta bankalara bu misyonun yüklenmesi tartışılmalıdır. Kapitalist sistemin amiral gemisi olan bankalar kârı maksimize etme açısından en verimli çalışan kurumlardır. Kâr güdüsü ile kurulan ve bu minvalde hareket eden bankaların İslami bir iktisadi sistemde farklı amaç taşıması doğalarına aykırıdır. Konvansiyonel bankaların yapısal özeliklerini taşıyan İslami finans kuruluşları da son noktada benzer bir faaliyet yoluna girmişlerdir. Çalışma alanının “sermaye” olduğu bir oluşumdan da aslında fazlasını beklemek yanlış olacaktır. Asılolan külli bir İslam iktisadı sistemi oluşturulması ve tüm alanları kapsayacak farklı yapıda kurumların kurulması ve her kurumun kendi misyonunu yürüterek birbirini tamamlamasıdır.


İslam iktisadı araştırmalarında geçen kırk yıla rağmen halen daha metodoloji ve kavramlar üzerinde belirli bir birliktelik sağlanamamıştır. Öyle ki, uygulamanın gerçekleştirildiği bankacılık ve finans sektöründe dahi iyi tanımlanmış ve tekil bir şer’i metot yer almamaktadır (al-Jarhi, 2012). Farklı fıkhi yaklaşımların kullanılması farklı uygulamaların olmasına veya zaman içerisinde finansal araçların değişmesine yol açmaktadır. Bu bağlamda, bu kitapta yer alan Abdulazeem Abozaid’in makalesindeki tartışmalar önem taşımaktadır. Makalede finansal ürün geliştirmede kullanılabilecek veya kullanılamayacak fikhi araçlar anlatıldıktan sonra son dönemde, İslami finans sektöründe fetva verirken kullanılan “İslam hukuku politikası”ndan (al-siyasahal-shar’iyyah) bahsedilmektedir. Yazar bu usulün her şartta ve herkes tarafından kullanılmayacağını belirterek eleştiriler getirmektedir. Farklı ilim adamları tarafından farklı araçların kullanılıyor olması finans sektöründeki birlikteliği bozmaktadır. Bankacılık sektörü dışına çıktığımızda da iktisat alanına dair yöntemsel tartışmaların azlığını ve eksikliğini görmekteyiz. Yine elinizde tuttuğunuz kitapta yer alan Asad Zaman’ın makalesinde ve Syruki Salleh’in makalesinde böyle bir tartışma bulunmaktadır. Asad Zaman iktisadın en temel bölümlenmesi olan mikro-makro ayrımına ayrıca meso-orta-iktisat olarak yeni bir sınıf ekleyerek kapsamlarını yeniden tanımlamıştır. Diğer taraftan Salleh ise yoksulluk kavramının yeniden tanımlanmasının gerekliliğini iddia ederek, bugüne kadar İslam iktisadı perspektifinden bu alanda yazılan makalelere eleştiriler getirmiştir. Yoksulluk yaklaşımına dair İslami bir bakış açısı üretilmediğinden dolayı ortaya atılan teorilerin de eksik kaldığını ifade etmiştir. İki örnekle açıklamaya çalıştığımız husus, henüz bir metot birliğinin olmadığıdır. Temelleri atılmış bir iktisadi sistem içerisinde farklı yaklaşımların oluşması doğaldır. Ancak, henüz iskeleti oluşmamış teorik bir yaklaşımda ayrışmaların olması, şümûllü bir sistem ideali açısından sorunludur. İslam iktisadı metodolojisinin olması, iktisat formasyonuna sahip akademisyenler ile İslami ilimler temelinde yetişen ilim adamları arasında ortak bir dilin oluşmasını sağlayacaktır. Aksi takdirde, farklı disiplinlere ait bakış açıları ile İslam iktisadına ait meseleleri alan bu araştırmacılar çok ayrı noktalarda teorilerin üretilmesine neden olacaklardır. Bu ise kuşkusuz İslam iktisadının sağlıklı bir şekilde vücut bulmasını engelleyecektir. (Haneef ve Furqani, 2011).

Kapitalleşme kavramının finansta ve muhasebede kullanılan anlamlarının dışında, burada İslam iktisadı başlığı altında din-değer merkezli tüketici taleplerinin bir ticari meta hâline getirilmesi ve piyasa elemanı hâline dönüştürülmesinden bahsedilmektedir. Aynı zamanda, İslam iktisadının kapitalizmsistemi içerisine angajmanı ifade edilmektedir. “İslam iktisadı” Asad Zaman tarafından“Allah’ın iktisadi meselelere ilişkin emirlerini bireysel yaşantımızda (mikro), cemaatlerimizde (meso-orta-) ve ümmet genelinde (makro) yerine getirme çabası/mücadelesi” şeklinde tanımlanmaktadır (Zaman, 2014). İktisadi davranışların ve ilişkilerin Allah’ın emirlerine uygun olarak gerçekleştirilmesi burada temel alınmıştır. Diğer taraftan Muhammad Arif (1985) İslam iktisadının tanımını “saadet”e ulaşmak için kaynakları kullanan/ düzenleyen Müslüman davranışlarının incelenmesi olarak yapmaktadır. Bu tanımda da Müslüman davranışları ve bu davranışların iktisadi yönü ön plana çıkmaktadır. İslam iktisadının tanımları bu şekilde çoğaltılabilir (bkz. Khaf, n.d.). İslam iktisadı tanımlarında temelde ele alınan husus, Allah’ın emirlerine ve Hz. Peygamber (s.a.v)’in sünnetine uygun iktisadi eylemlerdir.


Finans sektöründe ortaya çıkan gelişmelere paralel bir durum tüketim malları için de geçerlidir. Küreselleşme ve gelir düzeyinin artması ile birlikte Müslümanlar arasında İslam inancına uygun tüketim mallarının talebi artmıştır. Buna paralel olarak da yeni girişimci bir sınıf bu talebi karşılayacak ürünleri üretmeye ve satmaya başlamıştır. Ancak, Müslüman iş adamlarının İslam inancına uygun ürünler geliştirme ve pazarlama yaklaşımı bir iktisadi sistem veya alternatif düzen anlayışından çok ticari manada Batı’ya meydan okumaya dönüşmüştür. Küresel veya yerel ölçekte muadili firmalarla rekabet hâline giren Müslüman tüccar grubu, ortaya çıkan talebe yönelik ürünler geliştirmiş; ancak bir taraftan da tüketimi teşvik edici, kendi talebini oluşturucu üretim faaliyetlerine başlamıştır. Mevcut iktisadi sistemin rekabetçi üretim-tüketim sarmalına girilmesi ile birlikte farkında olarak veya olmayarak bu iktisadi faaliyetler piyasanın bir parçası hâline dönüşmüştür. Bu bağlamda, İslam iktisadı olarak isimlendirdiğimiz epistemolojik alanda devam eden tartışmalara rağmen “İslami ekonomi” ismiyle paralel bir “pazar” çağdaş piyasa içerisinde yükselmeye başlamıştır. 2013 yılında “Dubai The Capital of Islamic Economy” ismi altında emirlik tarafından başlatılan girişim ve “Helal Piyasalar” üzerinde çalışan “Dinnar Standart” firmasınında desteğiyle Thomson Reuters tarafından bir rapor hazırlanmıştır (Reuters, 2013).

Bu rapor, küresel olarak “İslami ekonomi” potansiyelini ve yeni yatırım imkânlarını değerlendirmektedir. Rapor yönetici özetinde, İslami ekonomi potansiyelinin ve küresel ekonomi ile geçirgenliğinin önemine vurgu yaparak Müslümanların 2012 yılında gıda ve yaşam tarzı (lifestyle) harcamalarına 1.62 trilyon dolar ödeme yaptıklarını belirtmektedir. Bundan dolayı helal gıda ve yaşam tarzı piyasalarının önemli bir potansiyeli olduğunu söylemektedir. Yazının sınırlı kapasitesi nedeniyle raporun detayları üzerinde daha fazla durmak gerekmemektedir. Raporun genel çerçevesini ele aldığımızda rakamlar, figürler ve tablolarla “İslami ekonominin” potansiyeli, yatırım açısından geleceğinden bahsedilmektedir. Gıda, seyahat, giyim ve hatta medya ve kozmetik harcamaları açısından “İslami” ürünlerin değerinin gelecekte artacağı iddia edilmektedir. Ayrıca İslam iktisadının temel itici gücünün de “demografi, iktisadi büyüme, İslami değerler/öğretiler ve OIC arasında artan ticaret” olduğu belirtilmektedir. Genç ve büyüyen bir nüfusa ve gelişen ekonomilere sahip İslam devletleri kapitalist iktisadi sistem içerisinde yaşlı ve durgun Batılı devletlere karşı potansiyel pazarlar olarak görülmektedir. Nestle, Carrefour, Tesco gibi küresel/çok uluslu şirketler ortaya çıkan inanç merkezli tüketim talebine karşılık vermektedir. Yeni oluşturdukları ürün ve hizmetlerle “helal” tüketim ihtiyacını karşılamaktadırlar. Tüketicilerin faydasını, üreticilerin ise kârını maksimize etmek için rasyonel tercihlerde bulunduğu varsayımı ile hareket eden piyasa, yeni ortaya çıkan durumda da inancı gereği “helal” tüketimi maksimize eden ve kârını bu ürünler ile artıran üreticilerin yer aldığı piyasaya dönüşmüştür. Kurucu düşünürlerin alternatif bir sistem arayışı ve samimi duygularla İslami bir iktisat alanı oluşturma çabası, gelinen noktada hâlihazırdaki ekonomik ilişkilerin sadece form olarak “İslamileşmesi” hâlini almıştır. İslam iktisadı alanında gerçekleştirilen ilmî tartışma ve ortaya çıkan literatüre rağmen reel ekonomi farklı bir yönde ilerlemektedir. Piyasa ekonomisi içerisinde bulunan farklı çıkışları kendi potasında eritip sistemin sürekliliğini sağlamaktadır. Pazarda oluşan inanç merkezli iktisadi sistem talebini inanç merkezli tüketim talebine dönüştüren piyasa ekonomisi alternatif “İslam iktisadı” arayışını “İslami ekonomi” şeklinde piyasanın bir parçası hâline getirmiştir. Böylelikle, kapitalist iktisadi sistemin sürekliliği kendisine muhalif olan güçler eliyle sağlanmaktadır.


* Bu yazı daha önce Islam Iktisadını Yeniden Düşünmek kitabında yayımlanmıştır.